Sultan

İnsanın ne istediğini, ne yapması gerektiğini bilememesi, zaman akıp giderken elinde avucunda hiç bir şeyin kalmadığını görmesi ve ardından aynaya baktığında gördüğü yüzün kim olduğunu tanıyamayacak kadar kendinden uzaklaşması kadar elem verici bir hadise var mıdır? Ruhtaki nihayetsiz hasretin tam ta’rif edilememesi ve bununla beraber hakiki gıdanın verilememesi sebebiyle, insanda kendi içine dönmesi onu tezeyyün etmesi gerekirken gayr-ı mahdud şekilde hârice açıldığını idrak eder.

Bu netice “ Neden bu kadar elem verir?” Bu elemin devası da suale verilen cevaba mütealliktir. Ya da sükût ile kelimelerin takayyüdünden ve te’sirinden ihrac edildiği nisbette dermanın keyfiyeti keşf edilir.

Esiriz işte söylediklerimizle, bakışlarımızla,hareketlerimizle,mimiklerimizle…hem de bu esaret ile müteessiriz.

Aslında en asil olan her şeyi kendi içinde bırakıp gönlünün deryasında derinleşmek afaktan gelenle enfüste lika bulmak. Afakı enfüse intikal ettirip orada hıfz etmek. Kendine hiç kimsenin giremediği mahrem bir alem inşa etmek. Hayatını nihayetsiz bir kıraata tâbi tutmak.

Şu zamanın insanı gibi bir günde tükenmek, sanki kalbin senin ruhunun ve kalbinin sultanı değilmiş gibi herkesin ayakları önüne sermek bazen ellerine vermek. Makul müdür? Sizce!

Adı üzerinde sultan olan kalp! Hiç bir sultan raiyetinin önüne tebdil-i kıyafet etmeden çıkar mı? Ya sultana layık bir libas ile cevherini setr eyler, ya da sultan sultanlığını avamın önünde izhar etmeyeceği surette çıkar…

~ yazan: nurzen Mart 13, 2007.

Yorum Yapın