Bugün fetihten yorgun ve bitkin bir vaziyette biraz da edeb cahili dersinden çıkmış olmanın verdiği ümitsizlikle, midem zil çalarak (beynimi çok çalıştırdım ya derste) okuldan arkadaşla çıktık. Sokaklarda seçim telaşındaki insanlar , biz yakınlarda temiz bir pizzacı peşinde… en sonunda bir sürü broşür tutuşturan insanı aşarak muradımıza erdik. Ve taamlarımızla birlikte tarihi bir caminin “musalla linnisa” kısmına sığındık. Taifetü’n nisanın defli şen şakrak salavat ve ilahi konserleri eşliğinde namazımızı kılıp, yemeğimizi yiyip çıkarken avluya indik. Cami’nin bir zamanlar hutbe verilen minaresi Emevi cami’nin minaresinin aynı modeli ama biraz daha alçağı idi. Cami yeni bir yapıt olmasına rağmen minare özellikle korunmuştu. Kare avlusunda bir çok odaya açılan kapısı vardı. Hayran kalıp, taife-i ricalin bölgesi olduğunu fark ederek her zaman ki gibi ufak bir ziyaretle kifayet ettik. Mıntıka meydan denilen şam’ın en bol tatlılarının satıldığı yerdi. yabancı öğrencilerin,gurbetçilerin mesken edindiği yere gelmek üzere “kadem,asali ibni’n nefise bindim. İşte tam bu noktada benimde camın kenarında dışarıya hafif sarkarak sanki Şam’ı hiç görmemiş gibi seyre başladığımda bu şehrin beni ve diğerlerini bu kadar çeken cazibesi neydi? Diye düşünmeye başladım.
Dimeşk’in kelime manasını ilk erbain’de imamlık yapan fethi safi hocadan öğrenmiştim. Gerçi her ne kadar acemi yani Arapça olarak kabul edilmesede, o zaman için beni büyüleyen bir anlamdı. Kabil’in kardeşi habil’i burada öldürdüğü söylenir. Ve dimeşk bileşik bir kelimedir. Dem kan manasındadır. Eşk yani şukka kardeş demektir. Bu minvalde manası iki kardeş kanı ya da kardeş kanı oluyor demişti. Bu toprakların en eski adı dimeşktir. Burada ilk kardeş kanı akıtıldığı gibi, Efendimiz (sav)’in hadisinde kıyametten haber verirken “evvel şam sonra yine şam” varid olunduğu gibi , muhyiddin-i arabi’nin dürr-ü meknun’unda yeryüzünde en son helak olacak beldenin şam olduğu zikredilir. İnsan hayatının ilkleri ve sonları, dönüm noktaları , stratejik planları bu toprakların üzerinde döndüğü gibi, dünyanın en safi ve menfaatsiz gayesinin tohumlarının atıldığı , insanın lisanına misk kokularını veren Kur’an dilinin Rabbin kelamıyla şereflendirilmiş dilin ve dinin alimlerinin de menşei burasıdır. Eğer buraya dünyanın bütün hasis gözlerinden uzak bakarsak, göreceğimiz ilim yolunda nefeslerini tüketmiş alimlerin bereketinden rızıklandığımızdır. Şimdi alışveriş merkezi haline getirilmiş sahat arnus’un üst kısımlarına bir zamanlar alimler ayakkabı ile basmazlarmış. Bastıkları her toprağın altında Salih kullarının varlığına ihtiramından hasıl. Şimdi sadece ismi kalmış “salihiyye” diye. Bu elem verici kısımlara girmeden dimeşk’in anlamını anlatmaya devam etmem daha iyi olacak. Hayallerimde ve ilmin lezzetindeki dimeşk’i anlatmak herkes için burayı nazarımızda daha hayattar kılacaktır.
Suk’ul cumuah ve suk’ul kamer’e gelirsek, Cuma pazarı hayatımda gördüğüm en dar en sıkışık ve bununla birlikte içinde Suzukilerinin eksik olmadığı bir pazardır, öyle ki bazen bir anda arkadaşınızla yürürken yanınızda Suzukiyle aynı adımları atarken bulabilirsiniz. . En çok sevdiğim yanı miskinler yani tembeller için olan tezgahları.soyulmuş soğanlar, maydonozlar, türlü haline getirilmiş ve doğranmış sebzeler. “İlk sene çok alırdım.” Ama artık suk fiyatları hakkında bir genel kültür sahibi olduk. Buranın misafirleri gibi değil de buranın halkı gibi alışveriş yapınca yarım kilosu 70 liradan başlayan malları alamıyoruz. Suk’ul kamer’i daha önce duymamış olabilirsiniz. Bu zaten benim taktığım bi lakap muhyiddin-i Arabi camiine. En güzel zamanları akşam namazı vakitleri , makamın kapanan kapısının önünde ağlayan dua eden ak sakallı bir dede bulma ihtimali çok yüksektir. Cuma günleri de sabah namazı zikrine gitmek, ekmek dağıtan mübarek teyzelerden (bir arkadaşın deyimiyle “bismillah teyzelerimizden”) sabah kahvaltısının taze sandviçlerini çıkarmak en bereketli ibadet vakitleridir. Ve aynı zamanda o bunaltıcı dünya meşgalesinden huzurlu bir mekana 10 dk.lık dahi olsa geçiş yaparsınız.
Burası için anlatılacak o kadar çok eşya var ki, toparlayamıyorum. Ve biri şarktan biri garptan bir sürü yere atlıyorum. Bab’us sağir birçok sahabenin ve Peygamber (sav)’in hanımlarının defn edildiği yer. Orayı ilk keşfettiğimde hazine keşfetmişim gibi sevinmiştim. Hepsinin başına teker teker gitmiştim. Hele üstündeki yazıları okumak. Efendimiz’in torunlarının bir zamanlar buralarda yaşadığını bilmek ve 1400 yıl sonra bile hala daha başlarında fatiha okuyan bir ümmetin olduğunu bilmek ve dahi şu anda bu kadar yaşanılan olumsuzluğa karşı, kendi dinine ve mazlumlara sahip çıkanın Cenab- Hakk olduğunun en büyük delili. Bir zamanlar Medine’den topraklarından koparılıp buraya getirilenlerle , bizde öz vatanımızda garip kalarak geldiğimiz bu memlekette lika buluyoruz.
Kadim dimeşk’in nereye açılacağı belli olmayan o dar sokaklarından emevi’nin yolunu bulmaya çalışmakta ayrı bir aleme açılmak gibidir. Hiçbir ev ya da eser yoktur ki sana mazinin izini taşımasın. Eğer bu şehri keşfetmek istiyorsanız bulduğunuz her açık kapıdan hafifçe kafanızı uzatmalısınız. Öyle çekinmekle üşenmekle şam sizin olmaz. Bazı şehirler vardır. Kesin bunların ruhları vardır dersiniz. Sanki onu bıraktığınızda ardınızda, müşahhas ,yılların eskitemediği, ama yaşlı koca bir çınar ağacını bırakıyormuşcasına bir his verir içinize. Sizinle beraber yaşar, sizinle beraber ağlar, sizinle beraber gurbet çeker, hasret çeker, gün sayar. Sizinle beraber her sokağının köşesinde sevdiklerinizi ve tarihi hatırlar. Sinesine gönlünüzdeki Şam yoldaşlarınızı çağırır. Burası böyle bir memleket. Biraz acıyla, biraz özlemle, biraz demli çayla, biraz dost meclisiyle, en çokta ilmiyle sizi kendine müştak eyleyen daha sınırından çıkarken “seninle bir daha lika bulacak mıyım? Ey gizemli şehir!” dedirtir insana. Şam’ın sokaklarında da böyle bir hayat görürsünüz. Nargile tüttüren Araplar. Hikaye anlatan meddahı ile makha nevfura, fahiş fiyatlarla satmaya çalıştıkları malları geliş fiyatına indiren dükkan sahipleri, el işleriyle yapılan nakışlı kıyafetler, za’ter kokusu, tam çarşıda yürürken başlayan esnafın akşam ezanı (ama kanon yapılarak) okunacak. Başka türlü ezanın Emevi’den geldiğini anlayamazsınız. Namazdan sonra avludaki sütunlardan birinin kenarına oturup, koşan çocukları ve kameri izlemek. Çıkışta caminin ana kapısının sağ tarafından ebu’d derda’nın camisinin ve kabrinin bulunduğu yola sapar , mübareke bir fatiha okur,evin yolunu tutarsınız.
Her zaman masalsı bir hayatta yaşamıyoruz burada aslında. En çokta kiralık ev aradığımızda ve imtihan zamanlarında. Bir de ikamemiz çıkmadığında… eve özlemin arttığı vakitlerde… burada yaşamamızın sebebi ilim olduğu için eğitim dönemi bittiğinde büyük bir boşluğa düşüyoruz. Yalnız şam’da mescitleri ve halka derslerini takip etme yeteneğiniz ve tecrübeniz mevcutsa burada hiçbir zaman boş kalmazsınız.
Hayalen cebel-i kasiyyun’dan bir şemsin gurubu vakti Şam’a nazar edip; ilk önce emevi’yi, iman camiini, Kuveyt camiini bulup diyorum ki; Şam;
Her noktada alimlerinin bize kattığı ilim ve burada yaşadığımız tecrübelerle birlikte ezhanımızda bir rüyaymış, bir rüzgarmış gibi gelip geçecek. Yüreğimizde, ayrı hayatlar yaşadığımız, ayrı kültürlerde büyüdüğümüz ama aynı hedefte birleştiğimiz arkadaşlarımızın hasretiyle birlikte.
Herkesin en güzel şekilde buradan istifade etmesi duasıyla…
NURZEN
