BENCİLLİK
İnsan fıtratındaki olumsuz duyguları besleyen en önemli güç kaynağı bencilliktir. Ateşten bir gömlek olan bencillik sadece giyeni değil etrafındakileri de yakar. Bu zararlı duygudan kurtulan veya onu terbiye etmeyi başarabilenler, farkına varmasalar da olumlu duygularla beslenmeye başlarlar. Bencil insan sadece kendisini düşünür. Kendi rahatını, kendi iyiliğini, kendi güvenliğini, kendi tokluğunu; kendisine ait olan her şeyi! Mutsuzdur bencil insan. Yalnızdır, acizdir. Huzurun en ufak bir yansımasını bile hissedemez yüreğinde. Bir düşünür “bencillik, duyguların perspektif yasasıdır” diyor. Buna göre en yakın nesneler en büyük ve en ağırlarıdır, uzaktakilerin ağırlıkları ve boyları ise küçülür.
Benlik sevgisi şeytanca bir yöneliştir. Âdem’in önünde saygı ile eğilmesi emredilen şeytan bunu reddederken söze “ben” diye başlamıştı:
خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ
“Beni ateşten yarattın, onu ise balçıktan.” (el-A’râf 7/12).
Nice dostluk, arkadaşlık, evlilik, ortaklık, akrabalık bencillik nedeniyle yıpranmış ya da sona ermiştir. Bencil, kendini evrenin merkezine koyar. Onun vakti her zaman daha kıymetlidir. Onu kimse üzmemelidir. Ama onun herkesi üzme ve üzüntüyle baş başa bırakıp gitme hakkı vardır. Alçakgönüllülüğü bile egoizm kokar. Konuşmaya başladığında herkes onu dinlemeli ve anlamaya çalışmalıdır. Onun sözünü kimse bölemez. Ama o, kimseyi dinlemek zorunda değildir. Kendisini özel ve önemli görür. Hep saygı görmeyi bekler. Bencilliğin ileri durumunda olan narsistler ise övgü ile beslenirler, iltifat edilmek için ortam hazırlarlar. Eleştiriye aşırı duyarlıdırlar. Olumlu eleştiri bile olsa aşağılanmışlık ve öfke duyguları ile tepki verirler.
Kendilerinin ancak özel kişiler tarafından anlaşılabilecek kadar özel olduklarını düşünürler. Karşı taraftaki kişinin neyi duymak istediğini çok iyi fark ederler. Hayranlık duygusu uyandırıncaya kadar işe devam ederler.
Kur’ân- Kerîm kişiyi bencillikten kurtaracak en önemli erdemlerden biri olan fedakarlığa vurgu yapar.
لَن تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ
“Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz…” (Al-i İmran 3/92).
وَأَنفِقُوا خَيْرًا لِّأَنفُسِكُمْ وَمَن يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“kendi iyiliğiniz için karşılıksız verin. kim nefsinin bencil tutkularından kurtulursa mutluluğa ulaşacak olanlar onlardır! (et-Teğâbün, 64/16).
Efendimiz de bencillikten kurtulmak için bizleri dua kardeşliğine çağırıyor ve şöyle buyuruyor:
“Günahsız ağızlarla yaptığınız duaları Allah kabul eder”.
Sahabe–i Kiram merak edip sordular:
“–Ey Allah’ın Elçisi! Hangimizin ağzı günahsız ki?
Cevaben şöyle buyurdu Kainatın Efendisi:
“”–Senin ağzın kardeşin için, kardeşininki de senin için günahsızdır.”
Bu hal, dualarda buluşmak, dua kardeşliğinde bir ve beraber olmaktır. Bir başka deyişle, hayata bencillik penceresinden değil, kardeşlik penceresinden bakmaktır. Müslümanın müslümana duası kadar makbul bir şey yok. Bu Muhammedî inceliği her gün beş vakit namazda birkaç kez yaşamaktayız. Zira duanın en mükemmel şekli olan namaz, birbirimiz için yaptığımız dualarla doludur. Bir insanın başkalarına ciddi olarak dua etmesi için, onları önemsemesi ve sevmesi gerekir.
Başkasını önemseyen ve seven bir gönül, sevilecek kıvama gelmiş demektir. Bir kardeşimiz için dilediğimiz şey, sonuçta gelir bulur bizi. Mevlana der ki: “Dağ bile, sesine ses verir.” Peki ya insan? Sesimizi, dileğimizi, duamızı sunduğumuz güzelliği bize yansıtmaz mı?
Bir gün Allah Resûlü’nün yanına Muhacirlerin ileri gelenleri girdiler. Aralarında Ensar’dan hiç kimse yoktu. Efendimiz’e maruzatlarını şu şekilde arz ettiler:
- “Ya Resûlallah! Biz Allah rızası için her şeyimizi terkedip Medine’ye hicret ettik. Ensar kardeşlerimiz bize öyle ilgi gösterdiler ki, neleri varsa bizimle paylaşıyorlar. Ellerindeki az olsa bile bölüşüyor, çok olduğu takdirde de bol bol ikram ediyorlar. Bütün sevapları onlar alacak diye endişe ediyoruz. Kardeşlerimiz müsaade etsinler, artık biz kendi bakımımızı kendimiz yapalım. Minnet altında kalıyor ve çok mahcup oluyoruz.” Bunları söylerken hepsi ağlıyordu. Allah Resûlü de gözyaşlarını tutamamıştı.
Biraz sonra Efendimiz, Ensar’ı huzuruna çağırıp olanları anlattığında hepsi birden itiraz etti. Sonunda şöyle bir mutabakata vardılar: Muhacirler, Ensar’ın tarlalarında ücretle çalışacak, böylece kendi kazançlarıyla geçinecek, kendi evlerinde oturacak ve minnet altında kalmayacaklardı. Ensar-ı Kirâm da bağ ve bahçelerinde onları çalıştırmak suretiyle yardım elini uzatacaktı. Onların Ensarlığı, diğerlerinin de Muhacirliği devam edecekti.
Bencilliğin panzehiri sevgidir, şefkattir, fedakarlıktır, merhamettir. Merhamet arttıkça bencillik, bencillik arttıkça merhamet azalır. Kısaca insan olmak “ben”le başlar fakat “biz”le devam eder.
KAMIL YASAROGLU
